Gamze Cinisli | Klinik Psikolog, Psikoterapist

Psikanaliz Okumak Ne Zaman Kolaylaşır?

Görsel; René Magritte – The Double Secret (1927)

Psikanalizle ilk karşılaşma çoğu zaman sarsıcıdır. Metinler, gündelik ahlakın ve alışılmış düşünme biçimlerinin sınırlarını zorlayan cümlelerle doludur. Erkek çocuk, gelişimin belirli bir evresinde annesine yönelmiş bir arzu ve babayla rekabet duygusu deneyimleyebilir gibi ifadeler, bağlamından koparıldığında ürkütücü görünebilir. Oysa bu tür ifadeler, Oedipus’un trajedisinden adını alan ve Freud’un kuramsallaştırdığı Oedipus karmaşasının teorik bir formülasyonudur. Yani bu bir davranış çağrısı değil, çocuk ruhsallığının gelişimsel bir evresini anlatma çabasıdır.

Psikanaliz okumak işte tam bu karşılaşmalardan dolayı ilk aşamada daha zordur: Kavram, simgesel bir düzlemde kurulmuştur; okur ise onu çoğu zaman gerçek, somut ve ahlaki bir düzlemde duyar. Aradaki bu kayma, metni dehşet verici kılar.

Peki psikanaliz hakkında okumak ve öğrenmek ne zaman kolaylaşır?

  1. Cümleleri Değil, Dili Öğrenmeye Başladığımızda

Psikanaliz bir “iddialar toplamı” değil, kendine özgü bir dildir. Bu dilde “arzu” her zaman bilinçli istek demek değildir; “cinsellik” yalnızca genital eylemi ifade etmez; “ortadan kaldırma” çoğu zaman fiziksel yok etme değil, rakibi ruhsal sahneden indirme anlamına gelir.

Örneğin bir çocuğun “Babam gitsin!” demesi, babayı gerçekten ortadan kaldırma planı değildir. Bu, annenin ilgisini kaybetme korkusuyla karışık bir kıskançlıktır. Çocuk için baba, sevgi akışını bölen bir figürdür. Psikanaliz, bu karmaşık duyguyu dramatize ederek anlatır. Dil serttir, çünkü bilinçdışı da inceltilmiş bir nezaket dili konuşmaz.

Okur, kavramların sözlük anlamından ziyade kuramsal anlamını kavradığında metin yumuşar. Dehşet, yerini meraka bırakır.

  1. Metaforla Gerçeği Ayırt Ettiğimizde

Jacques Lacan, bilinçdışının dil gibi yapılandığını söyler. Bu ifade başlı başına zorlayıcıdır; fakat şunu ima eder: Bilinçdışı dolaysız değil, dolaylı konuşur. Rüyalar, sürçmeler, tekrarlar… Hepsi bir şeyin başka bir şey üzerinden anlatılmasıdır.

Psikanaliz metinleri de böyledir. Onları biyoloji kitabı gibi okumaya çalıştığımızda tökezleriz. Oysa tragedya gibi, şiir gibi okuduğumuzda anlam genişler. Oedipus anlatısı tarihsel bir olay değil, insani çatışmanın simgesidir: Sevgi ile rekabetin aynı kalpte yan yana durabilmesi.

Psikanaliz okumak, gerçek ile simgesel arasındaki bu ayrımı kavradığımızda kolaylaşır.

  1. Kendi Direncimizi Fark Ettiğimizde

Psikanaliz yalnızca bir teori değil, aynı zamanda bir aynadır. Okurken rahatsız olmamız tesadüf değildir. Metin bize bilmek istemediğimiz bir şeyi fısıldıyor olabilir. Freud’un “direnç” dediği şey tam da budur: Ruhsal savunmaların devreye girmesi.

Bir metni “Bu saçmalık!” diyerek kapatma isteği, bazen metnin anlamsızlığından değil, bize fazla yakınlığından kaynaklanabilir. Psikanaliz okumak, kendi savunmalarımızı fark etmeye başladığımızda kolaylaşır. Çünkü o zaman metinle kavga etmeyi bırakır, onu dinlemeye başlarız.

  1. Psikanalizin Ahlak Dersi Vermediğini Anladığımızda

Psikanaliz insanı idealize etmez. Onu çelişkileriyle kabul eder. Bir çocuğun hem sevgi hem nefret duyabileceğini, bir yetişkinin hem fedakar hem bencil olabileceğini söyler. Bu, insanı kötü ilan etmek değildir; insanı karmaşık kabul etmektir.

Psikanalitik metinler çoğu zaman “korkunç” görünür çünkü insan doğasının karanlık taraflarını saklamazlar. Fakat bu karanlık, patolojik olmaktan ziyade evrenseldir. Psikanaliz, yargı üretmez; anlam üretir.

  1. Klinik Örneğin İnsani Boyutunu Gördüğümüzde

Bir vakayı okurken, teknik terimlerin ardında bir insan olduğunu hatırlamak önemlidir. “Anneye yönelmiş arzu” ifadesi, çoğu zaman çocuğun temel güvenlik ihtiyacını anlatır. “Babayı ortadan kaldırma isteği” ise sevgi kaybına karşı duyulan kıskançlık ve korkudur.

Bu örnekleri gelişimsel bağlamına yerleştirdiğimizde metin korkutucu olmaktan çıkar; insani bir hikayeye dönüşür. Psikanaliz, trajediyi gündelik hayata indirir.

Psikanaliz okumak aslında ne zaman kolaylaşır biliyor musunuz? İnsan ruhunun tek parça olmadığını kabul ettiğimizde. İçimizde aynı anda hem sevgi hem öfke, hem bağlılık hem kopma isteği taşıyabildiğimizi gördüğümüzde.

O zaman Oedipus karmaşası bir korku hikayesi değil, büyümenin hikayesi olur. Rakibi ortadan kaldırmak değil, rakiple özdeşleşmek; yasakla karşılaşmak; arzunun sınırını öğrenmek… Çocuk için baba, sonunda ortadan kaldırılması gereken değil, içselleştirilmesi gereken bir figüre dönüşür. İşte kültür burada başlar.

Psikanaliz okumak, insanın kendi karanlığından kaçmayı bırakıp ona bakabildiği anda kolaylaşır. Çünkü o karanlık, sandığımız kadar yabancı değildir. Ve çoğu zaman, adını koyabildiğimiz şey artık bizi o kadar da korkutmaz.