Gamze Cinisli | Klinik Psikolog, Psikoterapist

İlişkilerde Bilinçdışı Gerilim

Görsel; René Magritte – The Lovers (1928)

İnsan, en çok değer verdiği kişiye zarar verebilme potansiyeline sahip bir canlıdır. Bu çelişkili durum, özellikle duygusal ilişkilerin en hassas noktalarından birini oluşturur: Yakınlık ve bağlılık bir yanda dururken, bastırılmış öfke ve çözülmemiş duygusal gerilim diğer yanda kendine sessiz bir alan açar. Günlük hayatta “pasif-agresif” olarak adlandırılan davranışlar -örneğin, bilinçli gibi görünmeyen ihmaller, ertelenmiş vaatler, anlam verilemeyen sessizlikler- aslında görünmeyen ama güçlü bir duygusal çatışmanın dışavurumlarıdır. Bu davranışların nedeni yalnızca bireyin kişilik özellikleri ya da iletişim eksiklikleri değildir; asıl mesele, sevgi ve öfkenin aynı anda yöneldiği nesneyle olan içsel çatışmada yatar.

Bastırılanın Dolaylı Dili

Freud, bastırmayı zihnin ahlaki yapılanması olan süperego tarafından “kabul edilemez” görülen dürtülerin bilincin dışında tutulması olarak tanımlar. Sevilen kişiye yönelen öfke bu nedenle bastırılır, fakat yok olmaz. Bastırılan içerik, bilinçdışı yollarla yeniden yüzeye çıkar. İşlevsel açıdan bu yeniden ortaya çıkış, bir tür semptom formunda gerçekleşir: Unutkanlık, gecikmeler, aşırı hoşgörü gibi pasif davranışlar, aslında doğrudan ifade edilemeyen duyguların dolaylı yollarla dışavurumudur. Lacan’ın ifadesiyle, bastırılan geri döner, ama tanınamayacak bir kılıkta.

Pasif-agresif tepkiler, işte bu bastırılmış içeriğin ilişki düzleminde aldığı biçimlerden biridir. Kişi, duygularını doğrudan dile getiremediği için -çoğu zaman kaybetme korkusuyla- öfkesini örtük biçimlerde gösterir. Bu örtük öfke, çoğunlukla erken dönem bakım veren ilişkilerine dayanır. Çocuk, aynı anda hem bağlılık hem de kızgınlık hissettiği ebeveyne karşı duygularını doğrudan ifade edemediğinde, bu çatışma çözülmeden yetişkinliğe taşınır. Sonrasında ise partner, bu ilk nesnenin yerine geçerek eski duyguların hedefi haline gelir.

Birbirlerine Küsen Bilinçdışları

Psikanalitik kuramın temel taşlarından biri olan aktarım, yalnızca terapötik bağlamda değil, tüm yakın ilişkilerde etkindir. Birey, karşısındaki kişiye yalnızca olduğu haliyle değil, geçmişindeki önemli figürlerin gölgesiyle yaklaşır. Bu nedenle geçmişte bastırılan bir anne ya da baba öfkesi, partnerin en küçük tutumunda tetiklenebilir. Tepkiler orantısız, mesafeler anlamsız hale gelir; çünkü burada işleyen, güncel ilişkinin mantığı değil, bilinçdışındaki duygusal geçmişin tekrar sahnelenmesidir.

Karşı-aktarım ise bu dinamiğin karşı kutbudur. Partner, kendisine yöneltilen örtük düşmanlığı fark eder. Fakat genellikle bunu bilinç düzeyinde anlamlandıramaz. Bu sezgisel farkındalık, kendi savunmalarını harekete geçirir. Böylece ilişki, görünürde bir çatışma olmasa da, yoğun bir gerginlik ve duygusal çekilme haliyle örülür. Sözler susar, ama duygular çığlık çığlığa kalır. İki bilinçdışı birbirine küser, ama bunun nedenini her iki taraf da tam olarak bilemez.

Pasif-Agresyon

Pasif-agresif davranış, sadece dolaylı bir öfke ifadesi değildir; aynı zamanda, kimi zaman farkında olunmayan bir cezalandırma aracıdır. Karşıdakini unutarak, görmezden gelerek ya da yetersiz hissettirerek yapılan bu “sessiz saldırılar”, yüzeyde masum ya da tepkisiz görünse de, bilinçdışı düzlemde bir sadist tatmin içerir. Bu tür davranışlar sadece partneri değil, kişinin kendisini de hedef alır; çünkü bu dinamikte sevginin yarattığı suçluluk duygusu da bastırılmıştır. Melanie Klein’ın kuramsal çerçevesine göre, paranoid-konumda takılı kalan birey, nesneyi ya idealize eder ya da bölerek saldırır ve çoğunlukla her ikisini birden yapar.

Romantik ilişki, bireyin iç dünyasındaki çatışmaların sahnelendiği bir zemin halini alır. Bastırılmış arzular, ifade bulamamış öfke ve çözülmemiş suçluluk duyguları burada yeniden canlanır. Pasif-agresyon, bu sahnede konuşulamayan metnin sessiz temsilcisidir.

Duyguları Tanımak

Psikanaliz, ilişkilerdeki asıl tehlikenin yüksek sesle yaşanan kavgalar değil, sessizce biriken ve tanımlanamayan duygular olduğunu ortaya koyar. Açık bir tartışmanın yerini almış olan manipülasyon, sessizlik ve duygusal mesafe, ilişkinin temelini içten içe kemirir. Bu yüzden sağlıklı bir ilişkide yalnızca sevgiyi değil, öfkeyi de konuşabilmek gerekir. Onu tanımak, ifade etmek ve dönüştürebilmek; hem bireysel iyileşmenin hem de ilişkisel bağın onarımı için vazgeçilmezdir.

Zira bilinçdışı asla susmaz, yalnızca dolaylı konuşur. Biz onu tanıdığımızda, ilişkilerde gerçekten duymaya ve görülmeye başlarız.